Kas 14

Bir musibet, bin nasihatten iyidir. Ama bu atasözü, Beşiktaş’ı bağlamıyor! En büyük facia Liverpool’da yaşanan 8-0′lık skor, Beşiktaşlı futbolcuları “futbol yanlışı”ndan uyandırmadı. Derin uykuya öfkeli taraftarın acımasız protestosu eklenince İnönü’de yeni Sivasspor hüsranı yaşandı. Bu hüsranda Ertuğrul Sağlam’ın da tuzu var!.. Sağlam’ın, 8-0′lık hezimet için söylediği “iş kazası” dediği kadar basite indirgenecek olay değildir. Bu söylem, takımdaki yanlışlara gözleri kapatmaktır. Liverpool hezimeti Beşiktaş’ta süregelen “yetersiz futbol”un, beklenen yanardağ gibi patlamasıydı. Açık deyişle kolektif, yani “takım oyunu”nu taraftar protestosu da eklenince üç pası arka arkaya yapamayan futbolcular, Sivasspor karşısında yenik durumdan kurtulmak için uygulamaya koyabilecekleri strateji de bulamadılar.

Kötü gün dostluğu
Takımı takım yapan, başarıyı getiren değerlerin oluşması için ilk koşul, yönetim-futbolcu-taraftar “dayanışma ve yardımlaşma”sıdır. Moral ve özgüvenin, Sivasspor maçında haksız, anlamsız taraftar protestosuyla iyice yitirildiği Beşiktaş’ta disiplinsizlik de var. Örneğin; Fenerbahçe maçı, futbolcuların bencilliği yüzünden kaybedildi. Bobo’nun, bomboş durumdaki Delgado’ya, daha sonra Batuhan’ın Higuain’e topu çıkarmaması, hem futbola hem Beşiktaş’a ihanettir! Hele dünkü çocuk 16′lık Batuhan’ın bomboş durumdaki Higuain’e neden pas vermediği sorusuna “kral yapmayacaksın, kral olacaksın” yanıtı; hem şımarıklık hem “takımdaşlığın” yerleşmediği Beşiktaş’ta çöküşün önde gelen nedenidir. Ertuğrul Sağlam, 8-0 için “iş kazası” saplantısında kalır, yönetim-futbolcu- taraftar üçlüsü Liverpool faciasını unutup, kenetlenmezse karanlıkta uçuş, Kartal’ı tepesi üstü yere çakar… Son sözüm taraftara; 1-0 önde iken takımın maçı 2-1 kaybetmesine sebep olmak “kötü gün dostluğu” değildir. Doğru taraftar Liverpool zaferini kazandırandır. Stadı, genel kurul salonu ile karıştırmaz!..

Kas 8

Cem Dizdar: Bu noktada takımın selameti açısından freni patlamışçasına konuşan Beşiktaşlı yöneticilerin çıt çıkarmadan susmaları gerekir

Kaan Bora:  Yenilmek ayıp değil. Ama önemli olan yiğitçe,  mertçe, mücadele etmek, savaşmaktır.  O zaman mağlup olduğunda da alkışlanırsın…

Orhan Yıldırım: Beşiktaş için yas, karalar bağlama, isyan etme günü değil. Bir asrı deviren kulüp, buradan geri gitmeyeceğine  göre ileri gidecektir

Şu anki hava tıpkı 101. yıldaki Samsunspor maçının ertesindeki gibi. Bu noktada takımın selameti açısından, freni patlamışçasına konuşan bütün Beşiktaşlı yöneticilerin çıt çıkarmadan susmaları gerekir. Çünkü hesapsız kitapsız açıklamalar hem oyuncuları hem Beşiktaş taraftarını paralize ediyor. Belki “özür dileme” temelli bir basın toplantısı ve ardından koyu bir sessizlik. Takımla ilgili bütün açıklamaları teknik direktör ve basın sözcüsüyle sınırlamak gerekiyor. Bu “PAF takımıyla sahaya çıkacağız” saçmalığının tedavülden kaldırıldığını açıklamakla başlayabilirler yeni sürece.
Ve özellikle takıma katkısını bir türlü anlayamadığım menacer Sinan Engin’in yaptığı akıllara zarar açıklamalar - örneğin maç öncesi Habertürk’te maç sonrası Star’da - bir an önce sona ermeli/erdirilmeli.
Haberlere göre Ertuğrul Sağlam istifa etmiş -doğru bir davranış- ama kabul edilmemiş -bu da doğru bir karar. - Ben Sağlam’ı, Beşiktaş’ı  çekip çevirecek, ileri taşıyacak kadar yetkin bulmasam da bu noktada kendisinde ısrar edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabii onun da özeleştirisini enine boyuna yapması, hakkındaki eleştirileri ciddiye alması gerek.
Futbolculara gelince. İlk olarak ciddi bir psikolojik destek almalılar. Çünkü tahmin ediyorum ki çok önemli bir ‘yıkım’ın içindeler. İkincisi, İnönü’deki ilk maçta, 7 gol yedikleri maçtan sonra Slavia Prag’lı oyuncuların yaptığına benzer, ama katiyen bir özür pankartı değil, daha özgün bir jestle   taraftarın karşısına çıkmalılar. Son bir not; hakem Markus Merk de insan evladıymış ki, maçı yarım dakika bile uzatmadı!

Cem DİZDAR

Yenilmek ayıp değil. Sporun doğasında vardır bir tarafın kaybetmesi. İki yiğit çıkar meydana, gerekirse sabaha kadar güreşirler, biri kaybeder. Ama önemli olan yiğitçe, mertçe mücadele etmek, savaşmaktır. O zaman mağlup olduğunda da alkışlanırsın. Bu saydığımız unsurların hiçbiri salı akşamki Beşiktaş’ta yoktu. Gerek Anfield’de, gerekse ekranları başında bulunan Siyah-Beyazlı taraftarlar, sahadaki manzara karşısında sinir krizine girerken, takım vurdumduymazlığından bir saniye bile ödün vermedi. Teknik heyeti, menaceri, futbolcusu afyon yutmuş gibiydi. Anlaşılmaz bir görüntü… Her golden sonra herkes birbirine bakıyor. Ama kimse mücadele etmeyi, en azından bir faul yapmayı, rakibin formasını çekmeyi hatta gerekirse kart görüp, bu rezil durumdan kurtulmak için oyundan atılmayı aklından geçirmiyor. Eee napalım hal böyle olunca durumu özetlemek için aklımıza ünlü divan şairimiz Fuzuli’nin bir   lafı geliyor: Sussam gönül razı değil, konuşsam faydası yok…

Kaan BORA

Öyle ya da böyle. Türkiye’de en iyi kadro Beşiktaş’ta. Sağlam her şeyi ben bilirim mantığında, Liverpool önünde Mehmet Sedef ilk 11’de… Acaba bir takımda bu kadar sakatlık olur mu? Artık Başkan masaya yumruğunu vurup önüne bakmalı. Radikal kararlar alacağı söyleniyor.Takıma bir kondisyoner, bir kaleci antrenörleri getirilsin. Sağlam’ın ekibi kalsın ancak Datcu gelip orada dursun. Oyuncular ile konuşuyoruz, hepsinin görüşü aynı: Bu işler tecrübe ile olur… Hepsi, “Palavradan gençleştirme operasyonları bizi bu hale getirdi” diyor. Bu sözler yoruma açık olsa da bir gerçek. 100. yılda şampiyon olan takıma, bugün Avrupa’nın dev ekiplerine bakıldığında doğruluk payı çıkıyor ortaya. Beşiktaş için yas, karalar bağlama, isyan etme günü değil. Gün ‘Kurtuluş’   günüdür. Liverpool   Beşiktaş’ın her açıdan bir miladıdır artık. Bir asır    deviren kulüp, buradan geri gitmeyeceğine göre ileri gidecektir.
İleri…

Kas 8

Sınırlı olanaklarla Beşiktaş’ta büyük başarılar yaşayan, Süleyman Seba başkanlığında herkesin gıpta ettiği bir takımın oluşmasına emeği geçen Gordon Milne “Futbolda sürpriz sonuç yoktur, her sonuç futbolun doğasına uygundur” derdi. Liverpool karşısındaki Beşiktaş’ı izlemesi muhtemel olan Gordon, eminim ki maçtan sonra da söylediği gibi düşünmüştür. Beşiktaş’ın aldığı sonucu “yıkım” olarak algılayanlar ne düşünür bilemiyorum ama Siyah-Beyazlıların rakip kaleye bir maçta gönderdiği 10 gol ile kazandığı bir oyunda var. Liverpool karşılaşması öncesi Beşiktaşlı oğullarım Ataman ve Atacan’ı “beklenmedik farklı bir skora hazır olun ve üzülmeyin” diye, doğduklarından bugüne ilk kez uyardım. Zaten onlar da ne olacağını tahmin ettiklerini söylediler. Yani Beşiktaş’ın Anfield Road’da başına ne geleceği biliniyordu.
Beşiktaş sağlam geleneklere sahip özel bir takımdır. Bunların altından kalkar. Zaten Beşiktaş’ı Beşiktaş yapan ünsurların başında şampiyonlukların gelmediğini Siyah-Beyaz renklere gönül veren herkes bilir. Biz ulusal maçlarda Polonya’dan, İngiltere’den 8 gollü mağlubiyetler aldıktan sonra dünya üçüncüsü olduk. Bu sonuç gelecekte Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi’nde üst düzey başarılar elde etmesinin temel taşlarından biri olarak da algılanabilir. Bir kibrit çak kampanyalarından gökdelen sahibi olma sürecini iyi bilen Beşiktaş bunun da altından kalkacaktır. Nasıl mı?
Kendine, özüne ve bütün Türkiye’ye kabul ettirdiği değer yargılarını anımsayıp içselleştirerek. Örneğin, Sinan Engin’in göreve geldiği ilk günlerde Fanatik’te bir fotoğraf yayımlandı. İnönü’de Beşiktaş’ın yedek kulübesinin ilginç yanını gözler önüne seren bu fotoğrafta sadece iki görevli vardı. Kulübenin içindeki bir düzine sandalyenin en uçtakilerine oturmuşlardı Sağlam ve Engin. Arada tam 10 sandalye boştu. Bu görüntü Beşiktaş’ın o andan itibaren başarılı olamayacağının kanıtıydı. Beşiktaş bunu anlamalıdır.
Bir yıl önce bir televizyon kanalında Yıldırım Demirören’e demediğini bırakmayan Sinan Engin takımın başına getirildi. Bunu Runje bile söyledi. Yöneticilerin eleştiriden kurtulmak için yaptıkları son derece sıradan bir uygulamadır bu yöntem. Beşiktaş bunu anladı mı yoksa anlamazlıktan mı geliyor?
Beşiktaş’ın Liverpool’dan yediği ikinci gol öncesinde top Riise’den çıkmıştı. Hakem taç atışını Beşiktaş aleyhine verdi ve gol oldu. Markus Merk de Beşiktaş düşmanı mı oluyor bu durumda. Herşey Beşiktaş’ın üstüne geliyorsa o zaman Beşiktaş terse gitmiş olmuyor mu? Bunu da düşünmek ve anlamaya çalışmak gerekiyor. Basit gibi görünen olaylar büyük yangınlara yol açmaktadır. Büyük yangınlar, küçük bir kıvılcımla başlıyor.

Kas 6

Tartışmalı bir maçın bitiminden itibaren ilk yarım saat çok tehlikelidir. Bu otuz dakika öfkenin tavana vurduğu, “şiddet” ve “dehşet” çağrıştıran süreçtir. Futbolcu ve yönetici, bu bölümde kendisine uzatılan mikrofonlara ne kadar “doğru” söylerse bir o kadar da yanlışa imza atabilir. Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’in, hakem Arzuman’a yönelik tepkisinde yanlışlık yok. Çünkü bir hakem “komik” kararla “net” bir golü iptal etti. Efendim düdük çalmış… Evet çaldı. Ne var ki çaldığı düdüğü seyirci, yardımcı hakem, kendisine faul yapılmış (!) olan Gökhan, BJK ve FB’li oyuncuların hiçbiri duymadı, oyun devam etti ve gol oldu. İsmet bey düdüğü o kadar düşük volümle öttürdü ki çıkan sesi galiba kendisi bile duymadı! Golü iptal ederken el-kol hareketleri, mimikleri bunun itirafı gibiydi. Dikkat edin; Fenerbahçeli yöneticiler bile o pozisyonda Bobo’nun faul yaptığına ilişkin tek bir söylemde bulunmadılar. Demek ki Yıldırım Demirören’in hakemin tepkisi doğru. Peki yanlış olan nedir? Yanlışlık PAF takım olayıdır. 104 yıllık Türkiye’nin en eski kulübü, böyle bir kararı ilk yarım saatte alamaz. İşin hazin tarafı bir maçlığına bile olsa “söz başkandan çıktığı için” geriye dönüşün olamayacağıdır. Beşiktaş her zaman şampiyonluğa oynayan bir takımdır. PAF takımını sahaya sürmekle kim cezalandırılacak? TFF mi, MHKmı, Arzuman mı, hakemler mi? Yoksa bizzat Beşiktaş’ın kendisi mi? Galiba bu sonuncusu… Buna Japonya’da “harakiri” diyorlar. Yıldırım Demirören’in sezon başından bu yana hakemlerle ilgili yaptığı eleştirilerin hepsi doğrudur. Ancak PAF takımı kararı yanlıştır. Bu kulüp Şeref Bey’lerin, Baba Hakkı’ların, Süleyman Seba’ların ve 20 milyon Beşiktaşlının kulübüdür. Dağ rüzgârla sarsılmaz!

Kas 6

Ben işin bu tarafını seviyorum en çok… Kendi ağzıyla itiraf edenleri!.. İsmet Arzuman gibi… İsmet hoca, canlı yayınlara çıktı pazar akşamı ve şöyle dedi: Semih’in, Ali Tandoğan’a faul yaptığını GÖRMEDİM… Lugano’nun bana ya da yardımcı hakeme “gözlük” işareti yaptığını GÖRMEDİM… Deivid’in, Serdar Özkan’ın bileğine vurduğu tekmeyi GÖRMEDİM… Bobo’nun Gökhan’a yaptığı faulü GÖRDÜM… Düdüğümün duyulmaması bana yakışmadı. AMA İYİ MAÇ YÖNETTİM!.. Buyurun burdan yiyelim… Sevgili İsmet hocam. Şimdi sana katıldığın yayınlarda sorulmayanları soruyorum, kendi vicdanında cevapla, bana bir şey söylemene gerek yok. Biiiir: Hocam, maçta toplam 4 pozisyon var, üçünü görmemiş, birini yanlış görmüşsün, hâlâ nasıl oluyor da iyi maç yönettiğini söylüyorsun. Keşke tek hatan düdüğünün duyulmaması olsaydı, başımıza tac yapardık seni ama nerdeeeeeeeee?.. İkiiii: Bu nasıl bir bakıştır ki, Beşiktaş lehine olanları hiç göremezken, Fenerbahçe lehine olanları anında görmüşsün?.. Beşiktaş lehine olanlarda gözüne güneş mi geldi hocam!? Üüüüç: Bobo ile Gökhan’ın yerlerini değiştir… Aynı hareketi ceza sahası içinde Gökhan, Bobo’ya yapmış olsaydı, sen, 90 artı 5′te Beşiktaş lehine penaltı mı çalacaktın ki, bu harekete faul diyorsun…

Özür dilemek zor mu?
Ayıp… Gerçekten ayıp. İnsan biraz ne yaptığını düşünür de ona göre konuşur. Özür dilemek bu kadar zor mu arkadaş? Canlı yayına katılıp, Arzuman’ı savunan ve arkasından da Bobo’nun pozisyonuna “faul” diyen MHK Başkanı Sayın Hilmi Ok’a da bir sorum var… Hilmi ağabey, sen şimdi tüm hakemlere şunu mu dedin; arkadaşlar, bundan sonra iki kişi hava topuna çıkar ve birinin kolu diğerine değerse penaltı verin?.. Bu mudur yani? Helal olsun. Demek ki futbolun kuralları değişmiş de haberimiz yok!.. Fenerbahçeli Gökhan kardeşim sana da bir çift sözüm var. Diyorsun ki, Bobo bana faul yaptı… Yukarıdaki soru senin için de geçerli. Bir sonraki derbide Galatasaray önünde, son saniyede hakem, aynı pozisyonda senin aleyhine penaltı verirse çıkıp yine “Ben penaltı yaptım” diyebilecek misin?.. Genç adamsın bir düşün bakalım doğru cevabı bulabilecek misin?

« Önceki Yazılar